Semih Kaplanoğlu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Semih Kaplanoğlu

Mesaj tarafından zek Bir C.tesi Tem. 05, 2008 8:23 pm



Yaptıklarım, düşündüklerimin gerisinde kalıyor



Semih Kaplanoğlu’nun amacı izleyiciyi dünyevi değil de manevi alana yaklaştıran filmler çekmek. Ona göre filmlerine konu ettiği gurbet duygusu bu dünyanın sınırlarının çok ötesinde anlam buluyor. Bu duyguyu sinemasındaki nesnelere, mekâna, görüntüye taşımanın kaygısını yaşıyor.


--------------------------------------------------------------------------------

‘Herkes Kendi Evinde’, ‘Meleğin Düşüşü’, ‘Yumurta’ ve çekimlerini tamamladığı ‘Süt’ ile sinema serüvenine bir virgül attı yönetmen Semih Kaplanoğlu. Altın Portakal Film Festivali’nde “en iyi film” dâhil beş ödüle layık görülen üçlemesinin ilki Yumurta, yurt dışındaki festivallerde de ödüller almaya devam ediyor. Film, yönetmenin ifadesiyle bundan sonra çekeceklerinin bir örneği, geçirdiği aydınlanma sürecinin ürünü. Kaplanoğlu’nun diğer filmlerine baktığımızda daha çok tefekkür eden bir hâlin suretini görüyoruz. Peki, fark ettiğimiz ve de etmediğimiz hangi sorular var bu görüntülerin ardında? Sinemada zaman üzerine zihnini yoran, manevi bir üslup için çaba sarf eden, aydınlanma süreci devam eden Semih Kaplanoğlu ile dünya görüşü üzerinden sinema yaklaşımını konuştuk.

-Bugüne kadar yaptığınız filmlerden yola çıkarak Semih Kaplanoğlu’nun geçirdiği süreci nasıl okumalıyız?

Üniversiteye sinema eğitimi almak için girdiğimde 1980’li yıllardı. O dönemler anlamıyorduk ama şimdi tarihe baktığımızda yaşananların pek çoğunun darbe için hazırlandığını görüyoruz. Bütün öğrencilik hayatım (1980-84) bu faşizm ortamında geçti. O zamanlar düşüncelerim daha farklı kaynaklardan besleniyordu. Üniversite eğitimi aldığım yıllar, kaybetmiş ve hayal kırıklığına uğramış aydın topluluğunun sessiz kaldığı, sözlerin, düşüncelerin yeniden kurulduğu bir dönemdi. Okuldayken kısa filmler yapıyordum ve bitirir bitirmez uzun metraj çekmenin hayalini kurmaya başladım. Bunu gerçekleştirebilmem için 16 yıl geçti. Bu sürede film yaparak, hikâyeler yazarak, senaryo çalışmalarımla sinemanın içinde yer alarak meslekî anlamda sektöre yakın durmaya çalıştım. Dizi yönetmenliği, metin yazarlığı, kamera asistanlığı yaptım. Birçok işe girip çıktım ama hep film yapma merkezinde hayatımı örgütledim. 16 yıl boyunca insan çok şey biriktiriyor, söyleyeceği sözler, aktaracakları ortaya çıkıyor. İlk film de aslında bütün bu meselelerle dolup taşıyor. Ayıklamayı yapamazsanız zaaflar başlıyor

ARTIK İYİLİĞİN HER ŞEYİ KUŞATTIĞINI BİLİYORUM

-Yumurta’ya gelecek olursak…

Genç bir şair hakkında, ‘Aydınlık gün’ adlı bir hikâyem vardı. 18-19 yaşlarındaki bir şairin şiire tutunarak taşradaki hayata karşı duruşuydu. Bence her şeyin çok çabuk çözüldüğü, değiştiği, dönüştüğü zaman diliminde 18 yaşındaki bir şairin şiir gibi marjinalleşmiş, kenarda kalmış bir şey üzerine direnmesi kahramanlıktı. Bunun üzerine bir senaryo yazmıştım. Sonra bu adam 40 yaşında olursa ne yapar diye düşündüm. 6-7 yaşında nasıldı diye merak ederek Yumurta-Süt-Bal üçlemesinin senaryolarını yazmaya başladım.

-Yumurta’nın diğer filmlerden farkı nedir sizin için?

Yumurta bundan sonra yapacağım filmlerin, içsel, ruhsal, metafizik anlamda ilk örneği gibi geliyor bana. Film, oyunculuk yönetimi, görüntü, sanat yönetimi, kurgusuyla belli bir kıvam içerisinde ortaya çıktı. Maneviyatta ilerledikçe ve bilgiye kavuştukça, ruh ikliminiz renklendikçe bütün o hislerin filme ya da seyirciye geçmesi için yeni yollar arayışı başlıyor. Bunları Allah rızası için yapabilir miyim gibi bir eşikten bakmak ve sorumluluk içinde hareket etmek daha önce benim bilmediğim bir şeydi. Bu hâl, insanı incelten ve sanatını dünyevî ya da materyalist olana değil de evrenin gerçek sahibine doğru tevekkül içerisinde yönelten bir şey.

sinemadaki zaman?

Sinemadaki ya da sanattaki zaman kavramının ben insanın yalnızlık, iman, ibadet ve kendi zamanına yakın olduğunu düşünüyorum. Zamanı daha yavaş ve durgun bir biçime sokmak belki seyirci için çok kolay tahammül edilecek bir şey değil. Çünkü hareket hâlinde olmaya güdüleniyor sürekli ve alıştığı zamanı tercih ediyor. Ama ritmi durdurduğunuzda zaman algısındaki açılan farklılık yeniden dikkati sağlayabilir diye umuyorum.

-Mekân ve zaman arasında bir paralellik var sizin filmlerinizde. Yumurta’da da sanki zamanın tasviri mekânlar…

Mekânları biraz zamansızlaştırma çabasına giriyorum. Ortam, kostümler, nesnelerle de bunu yapmaya çalışıyorum. Şu tarihteyiz yaklaşımından ziyade şimdiyi de geçmişi de içinde barındıran bir yapı kurmak çabam. Geçip gitmeyecek bir hâl yaratmanın insanların hayat tecrübelerine daha fazla dokunacağına inanıyorum. Yumurta’da metaforik anlamlar var ve bu sembolik yapı kendiliğinden oluşmadı. Filmin içinde sembollerin o şekilde ele alınması gerektiğini ve katmanların her filmde olması gerektiğini düşünüyorum. İçimizde bir gurbet duygusu var. Bu sadece dünyevî hayatla sınırlı değil. Neden hep çocukluk ya da geçmiş zaman özlenir? Bu aslında bizim fıtratımızda var. Biz belki de kâinat yaratılmadan önceki hâli hatırlıyoruz. Sevgiliye, cennete, O’nun cemaline, sevgisine özlem. Bu duygu bizim içimizde belki bunun için var. Bu hisleri mekânlarla ve nesnelerle bir tür çağrışıma tabii tutabiliriz.

-Yumurta, Süt ve Bal üçlemesi sondan başa doğru ilerliyor. Filmin içinde de zamanın katmanlaşması var. Ölü Anne ile geçmiş zamandan şimdiye atılan bir ağ var sanki. Bu tavır bahsettiğiniz sinemada İbn Arabi zamanına yaklaşma çabanıza paralel mi?

Bir insanî zaman var ve bu artık nefsanî zamana eşdeğer. Bir kozmik zaman var kâinata ait ve onu kapsayan başka bir zaman daha var. Bu iç içe geçmiş zamanlar arasında nefsanî olandan çıkarak kozmiğe yaklaşmanın telaşındayım. Sinema kendi zamanını oluşturuyor. Bu kadar zamanla alakalı bir sanatın içinde Müslüman inancı, hayat biçiminden doğan zaman algısı sinemadakiyle nasıl örtüşebilir. Bunun üzerine ciddi manada düşünmek gerekir. Daha önceki millî ya da ulusal sinemada bunun ihmal edildiğini görüyoruz. O yüzden buna dikkat çekmek istiyorum. Biz her gün beş defa başka bir zamana gidip geliyoruz. Busüreçte yaşadığımız zaman kavramı bence önemli bir ipucu. Mesela namaz kılan bir insan ya da dua eden bir kadın… Bu bir şey ifade etmiyor, önemli olan biz onun zamanına nasıl sızabiliriz? O hâli nasıl anlatabiliriz? Kendi beş vakit deneyimimizle filmdekini birbirine yakınlaştırmamız lazım, yoksa diğeri sadece şekil olarak kalır ve burada manevi sinemadan bahsedemeyiz. Bunu başaran yönetmenler var, Tarkovski gibi. Allah inancı çok önemli bir çıkış noktası. Bunu dile getirmeyenleri minör sanatçılar olarak görüyorum. Dünyada varlık sebebimizi biliyoruz, bunların kaale alınmadığı noktadan önemli bir şey çıkmayacaktır.
avatar
zek
Admin

Mesaj Sayısı : 55
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 19/06/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Semih Kaplanoğlu

Mesaj tarafından +H_@yÇ@ Bir C.tesi Tem. 05, 2008 8:24 pm

ahh çok uzunn km okuycakk yine de saol Very Happy
avatar
+H_@yÇ@

Mesaj Sayısı : 101
Yaş : 23
Nerden : kocaeli
Kayıt tarihi : 20/06/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Semih Kaplanoğlu

Mesaj tarafından zek Bir C.tesi Tem. 05, 2008 8:27 pm

yavrucum hep öyle boş boş karikatürlere bakmamak lazım birazda okuyup KÜLTÜRLENMEK lazım;)


En son zek tarafından C.tesi Tem. 05, 2008 8:33 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
zek
Admin

Mesaj Sayısı : 55
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 19/06/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Semih Kaplanoğlu

Mesaj tarafından +H_@yÇ@ Bir C.tesi Tem. 05, 2008 8:32 pm

okumaktn nefrt ederm yinede deniycemm Very Happy
avatar
+H_@yÇ@

Mesaj Sayısı : 101
Yaş : 23
Nerden : kocaeli
Kayıt tarihi : 20/06/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Semih Kaplanoğlu

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz